|
Çelik-İş Sendikası Karabük Şube Başkanlığının 5. Olağan Genel Kurulu 28-29 Ocak 2006 tarihinde gerçekleştirildi.
Yapılan Genel Kurulda Şube Başkanı Ragıp TUNÇ güven tazeledi.
133 delegenin katılımıyla gerçekleşen Genel Kurul Çelik İşçisine yakışır büyük bir olgunluk içersinde gerçekleşti.
Şehir Protokolünün ve Demokratik kitle örgütlerinin tamamına yakınının misafir olarak genel kurula katılması, Çelik-İş Sendikasının bulunduğu yöre ile özleşmesinin ve yörenin sorunları ile ilgilenmesi ve katılımcı bir yapıda olmasının göstergesi oldu.
Genel Kurul Çalışmalarını yürütmek üzere oy birliği İle Divan Başkanlığına Genel Sekreterimiz Sayın Şenel OĞUZ seçildi. Şenel OĞUZ yaptığı konuşmada Genel Kurulun Şahsına ve Divan heyetine göstermiş olduğu güven nedeniyle teşekkür etti.
Göreve geldiğimiz 17 Şubat 2002 tarihinde ülkemizin içersinde bulunduğu ağır ekonomik ve sosyal şartları hepimiz çok iyi biliyor ve ülkenin her köşesinde şirketler iflas edip kapanıyor işsizlik çığ gibi büyüyordu, bu ağır kriz iş ve aş kapımız olan Kardemirimiz de de ağır bir şekilde hissediliyordu. Ancak bizler her şartta, iyi günde kötü günde siz değerli çelik işçisi ile sonuna kadar beraber olma ve birlikte mücadele etme geleneğinden geliyorduk. bu bakımdan geri çekilmek, yılmak, mücadeleyi terk etmek gibi bir lüksümüz yoktu. Sevgili genel başkanımız Hikmet Ferudun Tankut’ un önderliğinde hepimizin bildiği ekonomik kararlar alındı, çok eleştirildik, çok yıpratılmaya çalışıldık. bu zor dönemde çelik işçisinin mücadele azmi ve zorluklar karşısında göstermiş olduğu mücadele gücü bizlerin başarmaya olan en büyük itici gücü olmuştur. Allaha şükürler olsun yüzümüz kara çıkmadı, çelik işçisi ile omuz omuza çıktığımız bu zor yolculuktan başarıyla döndük.dedi. Daha sonra ise; Ölümle yaşam arasında gidip gelen, iflas etti denilen Kardemir a.ş. bugün hızlı bir yatırım sürecine başlamıştır, geleceğini garanti altına alma yolunda emin adımlarla ilerlemektedir.
Çelik işçisini ve kardemirimizi görev yaptığımız dönem içerisinde hak ettiği noktaya getirmenin huzurunu yaşıyoruz. Genel kurulumuzun sendikamıza, yöremize, Karabükümüze, Kardemire ve Türk işçi hareketine hayırlar getirmesini dilerim. Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.” Diyerek sözlerini bitirdi.
Gündem Gereğince Söz alan Genel Başkanımız Hikmet Ferudun TANKUT; Kardemirde yaşanan özelleştirme süreci ve bu süreç içersinde yaşanan olumsuzluklar ve bu olumsuzluklar karşısın verilen mücadelelerden bahsederek; 1994 yılında başlayan kardemir a.ş. sürecini bu salonda bulunan herkes çok iyi bilmektedir, yaşadığımız o zahmetli ve yorucu mücadeleler neticesinde kapatılmasına karar verilen bu şirket bugün ülkemize, yöremize hizmet vermeye devam etmekte, insanlarımıza aş ve iş kapısı olmaya da devam etmektedir.
Metin Türker’den sonraki süreçte sendikanın kardemir’e yaklaşımı gözetim ve denetim olarak değil, bizzat müdahale eden politika olarak gelişti.
Masanın her iki tarafında da O günkü Genel Başkan oturmaya başlamıştı. İşçi arasında tepkilerin oluşmaya başladığını hisseden genel başkan sistemli olarak işçi üzerinde baskı kuran bir politaka izlemeye başladı (haddehane meydanında yaptığı konuşmalarda bunun açıkca ifade etti)
1998 yılında ekonomik sıkıntı kendisini hissetirmeye başladı. Ekonomik sıkıntının gelişi hissedilmesine rağmen her hangi bir kriz politaksı geliştirilmedi. Ekonomik olarak dar boğaza giren şirketler küçülme yaşarken kardemir, Genel Başkanın tasarrufları neticesinde hızla parçalanıp yeni şirketler ve yeni yönetimler oluşturdu, bu burum maliyetlerin artmasına neden oldu.
Borçların artması ve hızla nakit paraya duyulan ihtiyaç sonrasında kredi aranmasına gidildi. Genel Başkanın şahsi arkadaşları şirket için kredi aramaya başladı, bu durum birilerinin rantı konumunu aldı.
Güray Ali Canlı ismi her zaman ön plana çıkmaya başladı.
Şirket yönetimi sektörü bilmeyen kişiler tarafından oluşturuldu. Yine şirketin yönetimi keyfi uygulamalarla sürekli değiştirildi Genel Başkan kendisine yakın olan isimleri yönetim kurulu üyesi yaptı.
Yapılan her toplantıya bizzat katılarak alınan kararlarda etkili oldu. Kredi bulmak adına yaptığı girişimler büyük bir fiyasko oldu, yerel kanalda yaptığı açıklamalar sonucu kredi verileceği söylenen şirketin hayali bir şirket olduğu ortaya çıktı.
Amaçsızca şirket adına yurt dışı gezileri yaptırılarak ekonomik olarak şirketin zarara uğratılması sağlandı.
Kardemirde bu gelişmeler yaşanırken bundan rahatsız olan şehir halkı ile kurum ve kuruluşlarla kavgalar yaşanmaya başlandı.
Şehrin belediye başkanı, ticaret odası başkanı, basın yayın kuruluşları sürekli olarak Genel Başkan aleyhine açıklamalrda bulunuyordu.
Genel Başkan ise kardemir’in sahip olduğu kanal vasıtasıyla proğramlar yapıyor, bu proğramlarda insanları tehdit eden konuşmalar yapıyordu.
Her gün bir yolsuzluk iddiası basında yer aldı, bu haberler çoğu zaman ulusal basınada taşındı. İmzasız mektuplar ortaya çıkmaya başladı.
Sendika yöneticilerine ve şirket yöneticilerine saldırılar olmaya başladı.
Kardemir ölümle hayat arasında gidip geliyordu.
Şehir ve tamamen karamsarlığa düşmüş, altarnatif imkanlar aranmaya başlanmıştı.
Şehirde yaşayan herkesin elide bir kardemiri kurtarma reçetesi vardı, ilgili ilgisiz her kez birşeyler söylüyor, şirketin güvenilirliği bitme noktasına geririlmişti.
Genel başkanın görüntüsü bir sendikacıdan çok mafya vari tavırlara dönüşmüştü. Kurulduğu tarihten itibaren karabük insanıyla barışık olan sendika karabüklü ile karşı karşıya getirilmiş, güveni ve saygısı sorgulanır hale gelmişti.
Bütün bunların yaşanması sonucu şehir ve siyasiler kardemiri kaderi ile baş başa bırakma yolunu seçti
Bunun böyle sürüp gitmesine ve hızlı bir şekilde sona yaklaşan kardemir’e seyirci kalınması elbetteki mümkün değildi.
Kardemir olarak yaşadığımız bu krizi aşmak, geleceğe daha güveli bakabilmek amacıyla etkenler sorgulanmış ilk olarak sendikamız kendi bünyesinde değişim yaşamıştır, genel başkanlık değişimi ile başlayan bu süreç kardemir ve karabük üzerinde yapıcı, uzlaştırıcı ve olumlu etkileri kendini göstermiş, şehirde yaşanan kavga ortamı yerini uzlaşma ortamına bırakmış, kurum ve kuruluşlar arasında meydana gelen kırgınlıklar giderilmiş, karabük ve çevresinde kardemir’i kurtarmak için ortak bir istek oluşmuştur.
Sendikamızdaki yeni yapılanmanın etkileri kardemir’ede yansımış kardemir yönetimi yeni bir yapıya ve anlayışa kavuşmuştur.
Şehirde ve kardemir’de yaşanan bu olumlu gelişmelere paralel olarak kardemir’in kurtulması adına bizlerin ankara da yapmış olduğu yoğun temaslar şehirdeki tüm kurum ve kuruluşlardan destek bulmuş ve bunun yansımaları neticesinde siyasi iktidarca kardemir’in incelenmesi kararı alınmıştır.
Kardemir ve çelik-iş sendikasına karşı olan tavırları belli zihniyetin tüm çabalarına rağmen çelik-iş sendikası ve üyeleri karabük için doğru bildiği ilkeler doğrultusunda ısrarla mücadelesine devam etmiştir. karabük’teki hükümet ve muhalefette bulunan siyasi partiler ve yöneticileri ile sağlam diyaloglar sürdürülmüş, bunların sonucu olarak kardemir ve kardemir’in kurtulması konusunda ortak bir tavır geliştirilmiştir.
Yine bu süreçte hükümete karşı kardemirin kurtulması konusundaki inançlı ve kararlı tutumumuzu göstermek amacıyla çalışma hayatında ve toplu-iş sözleşmesinde fedakarlığa dayanan bir dizi kararlar almamız gerekmekteydi, çünkü ekonominin gerçekleri bunun böyle olması gerektiğini söylemekteydi, bizlerde bu kararları istihdam garantisi karşılığında aldık, elbetteki bu kararlar bir sendika için bir sendikacı için kolay kararlar değildi, böyle yapmamış olunsaydı, bugün bu salonda olmayacaktık, kardemir a.ş diye bir şirket olmayacaktı, bundan sadece çalışanlar değil tüm yöre etkilenecekti. alınan bu kararlar neticesinde bu şirket halen daha üretime, istihdama devam etmektedir.
Alınan bu kararlar neticesinde yine siyasi iktidarca kardemir’in borçlarının yapılandırılması amacıyla hepinizce bilinen kararname çıkartılmış ve borçlarımız yeniden ödeyebileceğimiz bir şekilde yapılanmıştır. Bu durum ise kardemir’in rahat bir nefes alması sağlanmıştır.
Kardemir’in sıkıntılı olduğu dönemde çok yazıldı, çok konuşuldu. Konuşmamın Kardemir ile ilgili olan bölümünü, o dönem bir köşe yazarımızın yazdığı makalesinden yola çıkarak bitirmek istiyorum. O resmi o kadar güzel çiziyor ki sizlerle paylaşmadan edemedim. O gün sustuk cevap vermedik. Hassas bir dönemdi dikkatli olmamız gerekiyordu. Biliyorduk ki gün gelecek tüm bunların cevapları verilecektir.
Genel Başkanımız TANKUT konuşmasına Kardemir’in önünün kesilmek istendiğini ancak her şeye rağmen verilen mücadele ve alınan olumlu mesafeler neticesinde ;
Dünya büyük bir tiyatro sahnesi değil mi zaten? Bazen aktör, bazen figüran değil miyiz hepimiz? Evet o dönemin aktörleri Kardemir’i batırma noktasına getirdiler. Ancak roller değişti. Değişen rollerle birlikte Kardemir, tiyarto skeci olmaktan çıktı klasikler arasında yerini aldı artık.
İflas etti denilen bir fabrika çalışanların, yöre halkının fedakarlıkları ile tekrar ayağa kaldırılmıştır. Karşılarında artık üretemeye devam eden, üretirken büyüyen, büyüten; ücretlerini zamanında ödeyen, yatırımlarını yaparak yenilenen bir fabrika vardır. Hiçbir çalışanının burnu kanamamıştır. 2002 şubat ayı itibari ile 3650 kapsam içi personeli olan Kardemir bugün 3 bin 108 kapsam içi personeli ile yoluna devam etmektedir. Sosyal güvence olma niteliğini koruyan Kardemir, 548 işçi arkadaşımızı da bu süreç içinde emekli olmasını sağlamıştır. Bundan daha büyük mutluluk olamaz..” dedi
TANKUT konuşmasında Ülke Gündemindeki konulara da değinerek;
İşsizlik rakamlarında geçici dalgalanmalar yaşansa da yüzde 10’un üzerinde kronikleşti. Öte yandan nüfusun önemli bir bölümü hala yoksulluk sınırının altında yaşamakta.
Kayıt dışı ekonimi kanayan yara olmaya devam etmekte.
Vergi sisteminde adaletsizlikler çözüm beklemektedir. Sosyal devlet olma kaygısından vazgeçilmeden, öncelikle üretimi artırılmalı, adaletli paylaşım sağlanmalıdır.
Ayırca istihdam yaratacak, eşitsizlikleri ortadan kaldıracak ekonomik-sosyal politikalar hayata geçirilmelidir; demokrasi vazgeçilemez bir yaşam tarzı haline getirilmelidir.
Evet demokratikleşme açısından geçtiğimiz yıl yaşanan gelişmeler sevindiricidir. 3 Ekim’e kadar olan dönemde AB ile başlaması öngörülen müzakerelerin zorunlu kıldığı yasal değişiklikler yapıldı. Bu değişiklikleri biz de olumlu bulduk ve destekledik. Ne varki, 3 Ekim’de müzakere tarihinin başlamasından sonra demokratikleşme süreci tıkandı; özellikle uygulamada ciddi sorunlar boy göstermiştir.
Çelik-İş Sendikası olarak demokrasiye olan inancımız tamdır. Biz demokrasiyi ve özgürlükleri temel değerler olarak kabul ediyoruz ve toplumun her bireyi için eksiksiz şekilde uygulanması gerektiğini savunuyoruz. Bizim savunduğumuz demokratik hukuk düzeninde, yasalar önünde herkes eşittir. Bu eşitlik sağlanmalıdır.
Öte yandan bireysel insan hakları, ekonomik ve sosyal haklardan ayrı düşünülemez. Demokratik hukuk düzeninde bu eşitliğin ekonomik ve sosyal fırsat eşitliği ile de tamamlanması olmazsa olmazlarımızdandır.
Geçtiğimiz yıl AB ile ilişkilerde önemli bir dönemeç aşıldı; müzakere süreci başladı. Başlayan müzakere süreci Türkiye’nin her bakımdan mercek altına alınması anlamına geliyor. Bu nedenle çeşitli AB çevrelerinden gelen haklı eleştirileri yadsımak, yok saymak doğru değildir. Bununla birlikte AB’den gelen bazı seslerin rahatsız edici ve haksız olduğu da doğrudur. Ermeni, Kıbrıs sorunu gibi konuları sürekli gündemde tutmak yararsızdır, demokratik ve toplumsal gelişmeye olumsuz katkı yapmaktadır .
AB ile ilişkilerde şu hususlar gözden kaçırılmamalıdır. Birincisi, örgütlü sivil toplumun mutlaka sürece katılmasının yolu açılmalıdır. İkincisi, sosyal konular, sendikal hak ve özgürlükler başta olmak üzere sosyal konular müzakere sürecinde öncelikler arasına alınmalıdır.
AB ile ilişkilerin olağan bir seyir izlemesi için karşılıklı ön yargıların kırılması, özellikle AB toplumlarında ülkemize karşı olumsuz yargıların değiştirilmesi gerekmektedir. Bu bakımdan sivil toplum kuruluşlarının diyalogları artırılmalıdır.
Bu noktada sendikal haklara ilişkin şu noktayı da belirtmek istiyorum. Hükümet 12 Eylül’den bu yana dokunulamayan bir alan olarak kalan çalışma hayatının ILO ve AB standartlarına uyumlu hale getirilmesi göreviyle karşı karşıyadır.
12 Eylül döneminde çıkarılan 2821 ve 2822 yasalar yürürlükten kaldırılarak, özgürlükçü ve demokratik yeni bir çalışma ilişkileri sisteminin yaratılması hedefiyle, sendikal örgütlenme, toplu pazarlık ve grev haklarının yeniden düzenlenmesi, varolan engellerin kaldırılması için atılan adımlar hızlandırılmalıdır.
2821 ve 2822 sayılı yasalarla ilgili değişiklik sürecinde, uluslararası sözleşmelerin bu konuda en alt sınırı oluşturduğu dikkate alınarak, yeni sistem oluşturulmalıdır. SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı'nın kaldırılarak, yerine Sosyal Güvenlik Kurumu oluşturulmasını öngören kanun tasarısı, TBMM Başkanlığı'na sunuldu.
Ülkemizin gerek sağlık, gerekse sosyal güvenlik sisteminin yapısal, finansal ve yönetsel sorunları olduğu konusunda bütün toplum kesimleri mutabık. Gerekli kaynaklar ayrılır ve uygun düzenlemeler yapılırsa bu sorunların çözümünün mümkün olduğunu da biliyoruz.
Ülkemizin toplumsal ve çalışma yaşamının şartları dikkate alınarak bu düzenlemeler yeniden gözden geçirilmelidir.
Geri dönüşü imkansız kılacak, sistemin var olan ve işleyen araç ve kurumlarını tümüyle ortadan kaldıracak, kaos yaratacak bir yol izlenmesinin kabul edilmesi mümkün değildir.
Emek platformu olarak, önümüzdeki günlerde işyerlerinde, bölgelerde ve merkezi olarak düzenleyeceğimiz toplantılar; hazırlayacağımız afişler, bildiriler, broşürler ve diğer kitlesel etkinliklerimizle sadece örgütlü kesimlerin değil, toplumdaki bütün sağlık ve sosyal güvenlik mağdurlarının sesi olarak her türlü etkinlikte yer alacağız.” dedi.
Genel Başkanımız Hikmet Ferudun TANKUT konuşmasının son bölümünde ise;
Çelik-İş Sendikası olarak halkımızın her alanına karşı sorumluluk duyuyoruz. Elbette en başta görevimiz işçileri daha çok örgütlemek, onların ekonomik ve demokratik haklarını korumak ve geliştirmektir. Bunun için bir sendikal örgüt olma bilinciyle her tür yol ve yöntemle mücadele ediyoruz, etmeye de devam edeceğiz. Bu konuda çok büyük birikim ve deneyime sahibiz. Bunu temelde kurulduğumuz günden bu yana bu alanda gerçekleştirdiğimiz tüm eylemlerle, faaliyetlerle gösterdik.
Önümüzde çok özel ve güç günler bizi bekliyor.
Ekonomide yüklü bir borç geri ödemesi yapılmak zorundadır.
Sosyal güvenlik gibi yaşamsal konulardaki tartışmalar devam edecektir.
Demokratikleşme sancıları artarak sürecektir.
Kıbrıs konusu özel bir konu olarak gündemdeki ağırlığını arttıracaktır.
İşsizlik ve yoksulluktan bunalan kitleler tepkilerini arttıracaktır.
Her alanda tam demokratikleşme; asgari ücretin insanca yaşam düzeyine çıkarılması; ev kadınlarının, emeklilerin ve tüm dışlananların yaşam koşullarının iyileştirilmesi için, kısacası demokratikleşme ve sosyal adalet için mücadeleyi yükselteceğiz. Son olarak şunu belirtmek isterim:
Çelik-İş Sendikası açısından mücadele ve örgütlenme yılı olacaktır. Örgütlenme faaliyetleri hızlandırılmıştır.
Şubemizin 5. Olağan Genel Kurulunu onurlandığınız için siz sevgili konuklar ve işçi arkadaşlarımıza teşekkür ediyor, Genel Kurulumuzun hepimize hayırlara vesile olması dileğiyle saygılar sunuyorum.diyerek Genel Kurulu katılan misafir ve delegasyonun coşkulu alkışlar arasında konuşmasını bitirdi.
Genel Kurul çalışmalarına devam etmiş ve yapılan seçim neticesinde;
i Seçilmiştir.
|