|
Değerli Basın Mensupları;
Çalışma alanlarından, tüm toplumun yararlanması için mal ve hizmetler üretilir. Üretilen her mal ve hizmet, toplumsal yaşam kalitesini yükseltir, yaşam standartlarını kolaylaştırır. Toplum ise; zaten çalışanlardan oluşmuştur.
Sonuç itibariyle; üretimin amacı sağlıklı ve kaliteli yaşamaya katkı sağlamaktır. Ancak; mal ve hizmetlerin üretim aşamalarında; üretim araçlarından, üretimde kullanılan maddelerden, üretim ortamlarından ve üreten insanlardan kaynaklanan kaza ve hastalık riskleri vardır. Bu riskler zaman zaman gerçekleşerek çalışanların sağlığını olumsuz etkilerler. Bunları azaltmak ve giderek ortadan kaldırmak hepimiz için önemli görevler arasındadır.
İnsanın doğuştan getirdiği haklardan olan “Yaşama Hakkı”nın içinde olarak sağlıklı, güvenli şartlarda ve ortamlarda çalışma hakkı da insanlar için temel bir haktır. Bu hak; Üretimin, Verimliliğin, Kalitenin, Başarının “olmazsa olmaz” temel şartıdır. Ve bu hak hiçbir şekilde ihlal edilmemelidir.
Türkiye; 25 milyon’la ifade edilen dinamik bir iş gücüne sahipken, maalesef bu dinamizmin önemli bir bölümünü her yıl heba ediyor. Bu heba edişin içerisinde en korkuncu; ölümle sonuçlanan iş kazalarıdır. Devamında ise; meslek hastalıkları, sürekli iş göremezlik gibi insan yaşamını tehdit eden olaylar gelmektedir.
Herşeyden önce; iş sağlığı ve güvenliği kavramı altında bugüne kadar uygulanmakta olan işçinin düğmeye basan ve anahtar tutan organlarını korumaya alma anlayışı yerine, işçinin; bugünkü kompleks ve gerilimli ilişkiler dünyasında, onun ruhi-moral dinamizmini yani ruh sağlığını koruyacak ve sürdürebilecek bir iş ve işyeri güvenliği oluşturma anlayışını merkez almak durumundayız diye düşünüyorum.
Bilindiği üzere, İş Sağlığı ve Güvenliği’nin temel amacı; “çalışanların sağlığına zarar verebilecek hususların önceden belirlenerek gereken önlemlerin alınması, rahat ve güvenli bir ortamda çalışmalarının sağlanması, iş kazaları ve meslek hastalıklarına karşı çalışanların psikolojik ve bedensel sağlıklarının korunması” dır. Bu bakımdan, çalışanların üretim, kalite, verimlilik ve rekabet gücünü ortaya koyabilmelerinin temel şartı ruh sağlığı ve moral’dir. Ruh sağlığı yerinde olmayan işçiden hiçbir üretim, verim, kalite ve rekabet gücü beklenemez. Yani iş’ten önce, işe yönelecek insanın işe uyumlu, moralize, sağlıklı bir donanımda olması gerekir.
Çelik-İş Sendikası olarak bizler; işçilerimizin sadece ekonomik sorunlarını çözmek ve çıkarlarını korumakla sınırlı bir sendikal anlayışı değil, onların çalışma şartlarını, çalışma ortamlarını, sosyal, kültürel ve psikolojik ortamlarını da geliştirmeyi ve iyileştirmeyi de bizzat insani sorumluluğumuz gereği görev alanımız içerisinde sayıyoruz.
Unutulmamalı ki “Önce İnsan” kavramı soyut bir dil alışkanlığından çıkarılıp fiilen “herşey insan için ve insana göre, insan merkezli” bir referans odağı haline getirilmedikçe sorunlarımızın çözümü konusunda fazlaca bir mesafe alamayız.
Şunu unutmamak gerekiyor ki; İş kazalarını önlemek, ödemekten çok daha ucuz ve insani bir davranıştır. Emeğin ve üretimin kutsallığı Çalışan İnsan’a verilen değerle ölçülür. Türkiye’nin boşa harcanacak işgücü yoktur ve olmamalıdır.Üretimin, İstihdamın, Verimliliğin, Kalitenin gerçekleşme zemini sağlıklı ve güvenli bir çalışma ortamıdır.
Merkezi Yönetim, Üniversiteler, İlgili Sivil Toplum Kuruluşları, İşçiler ve İşverenleriyle birlikte tüm toplumumuzu doğrudan ilgilendiren İş sağlığı ve güvenliği haftasının Çalışma Hayatımıza yeni bir vizyon getirmesini diliyorum _
|