ÇELİK-İŞ SENDİKASI BURSA ŞUBE BAŞKANI
7. OLAĞAN GENEL KURULU KONUŞMASI
Sevgili Genel Başkanım,
Saygıdeğer Genel Merkez Yöneticilerim,
Basınımızın Değerli Temsilcileri,,
Saygıdeğer Misafirler,
Çok Değerli Delege ve Mesai Arkadaşlarım.
Sözlerime başlarken kongremize teşriflerinizden dolayı teşekkürlerimi arz eder, Şahsım ve teşkilatım adına hepinizi saygı ile selamlarım.
Konfederasyonumuz HAK-İŞ’ ve Sendikamız ÇELİK-İŞ’i Diğerlerinden ayıran kendine has özelliklerinden biri’de Ülke sorunlarına getirdiği yaklaşım tarzıdır. ÇELİK-İŞ hiç bir tabuya, yasağa aldırmadan Türkiye’deki sorunların temelinde, yönetim anlayışının yanlışlığından kaynaklandığını, mevcut uygulamaların Ülkemize kan kaybettirdiğini açık yüreklilikle ortaya koymuştur.
Emeğin sorunları devasa boyutlara ulaşmakta ve kronik hale gelmektedir. Toplumun artan beklentileri ve buna karşılık bulamayışı güven bunalımını derinleştirmektedir.
Bu gün Ülkemizde her beş yurttaştan bir’inin işsiz olduğu, Devlet- Banka arasında bir saadet zincirinin oluşturulduğu, yüksek faiz, yüksek iç ve dış borcun, ekonominin temel karekteri olduğu, kabul edilen bir gerçektir. Yaratılan suni gündemle ülkemizin, zamanı enerjisi ve imkanları heba edilmektedir.
Sendikamız ÇELİK-İŞ bütün bu olanlar karşısında Türkiye’nin gerçek gündemi olan çalışanların sorunlarının ve taleplerinin yansıtıldığı gündemle idare edilmesinin önemini belirtmektedir.
Bize göre ülkenin kalkınması, Demokrasinin güçlenmesi, hak ve özgürlüklerin yaygınlaşması ancak demokratik haklarımızı daha çok kullanmamız halinde mümkün olabilir. İşçi hareketi olarak demokrasiye karşı yapılan engellemelere karşı tepkiliyiz.
Ülkemizde işsizlik sorunu ürkütücü boyutlardadır. Yapılması gereken, işsizlik sigortasından faydalanmak için şartların daha kolay bir hale getirilmesi, herkesi kucaklayıcı bir sosyal güvenlik sisteminin acilen hayata geçirilerek işsizlik gibi sistemdeki açık ve eksiklikleri gidermesi gerekmektedir.. Düşük ücret politikaları ile verimlilik artışı mümkün olmadığı gibi, işletmenin ayakta tutulması adına, işçilerin karın tokluğuna itilmesine müsade edilemez.
Ağustos ayı itibariyle ülkemizde toplam 10 milyon 105 bin kişi herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna kaydı olmadan çalışıyor. Toplam istihdam edilenlerin sayısı ise 22 milyon 108 bin. Türkiye İstatistik Kurumu(TÜİK)tarafından yayımlanan bu verilere göre kayıt dışı istihdam oranı yüzde 45,7.
Kayıt dışı çalışan işletmeler ve bireylerden alınamayan vergiler bütçe açığını genişletiyor. Büyüyen bütçe açığını kapatmakta kayıtlı çalışanlara düşüyor. Kamu açıklarını işletmelerin mali yükümlülüklerini artırarak kapatmaya çalışmak ülke ekonomisine hiçbir fayda sağlamıyor.
Kayıt dışı çalışmayı durdurma görevi devlete düşüyor. Mevcut vergi oranları ile istihdam üzerindeki ağır vergi yükleri kayı dışına çıkmayı cazip hale getiriyor. Yüksek vergi oranları yüzünden gelirler gizleniyor veya olduğundan daha düşük gösteriliyor. Keşke vergi yükünün adaletli dağılımı sağlansa ve ağır vergi oranlarında indirim yapılsa da; kayıt içinde çalışarak doğruyu yapanlar mükâfatlandırılsa.
Değerli Dava arkadaşlarım
Malumunuz olduğu üzere, sendikacılık ülkemizde en zor konulardan biridir. Hem işverenlerimizce öcü olarak görülmektedir, hemde bir taraflarıyla da işveren olan siyasi otoritelerce de istenmemektedir. Ancak sendika günümüzün modern ekonomilerinin ve demokrasilerinin vazgeçilemez bir unsurudur.
Aynı zamanda sendika işçimizin en önemli dayanağıdır, en vazgeçilmez sığınağıdır.
Bu bağlamda bu önemli mücadele içinde her türlü zorluğa ve engellere rağmen beraber mücadele ettiğimiz işçi arkadaşlarımı bir kez daha selamlamak istiyorum.
Değerli arkadaşlar,
Ülkemizde son dönemde yaşananları hep beraber izlemekteyiz. Ancak her kesimin ilgi alanları farklı olmaktadır. Bu da tabii bir durumdur. Bir memur eline gazete aldığında, yada işveren eline gazete aldığında ilgilendiği haberler ile işçinin ilgilendiği haberler, haberlere verdiği önem farklı farklıdır. Bu insanın tabiatından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle sizlerle bir araya gelmişken ülkemize dair de konuşmak isterim. Konuşurken de işçinin, sendikal mücadelenin gündemini değerlendirmek isterim.
Malumunuz arkadaşlar, bütün işçiler ve sendikaların geçen hafta Ankara’da tekel işçilerinin, ondan önce İstanbul’da itfaiyecilerin maruz kaldığı muamele canını yakmıştır.
Yaşanan olayların mağdurları olan işçilerimizin, neden bu muameleye tabi tutuldukları, polisin neden bu kadar sert müdahale ettiklerini anlamak kabullenmek bırakın işçi, sendikacı insan olan hiç kimse tarafından kabul edilecek bir olay değildir.
Tekel işçisi, özelleştirilen fabrikalar nedeniyle işsiz kalacağını, bunun karşılığının da üç kuruş tazminat olamayacağını bu nedenle de mağdur edilmemelerini Ankara da daha rahat duyuracaklarına inandıkları için oradaydılar.
Ankara da eylemlerin yapıldığı Abdi İpekçi parkında, ki orada iş ve işçi bulma kurumu da bulunmaktadır, bu işsiz kalma durumundaki kardeşlerimiz iş aş ve gelecekleri için feryatlarını duyurma gayretindeyken, meclisten bu sesleri duyan bir kısım milletvekilinin katılımıyla bir demokratik hak arayışı içindeyken, cop, su, biber gazı ile muhatap oldular istenmeyen bir muameleye tabi tutuldular.
Ardından bizden yani işçilerden özür dileyen, burada bu muameleyi yapan sorumlulardan hesap sorulacağını söyleyen kimse olmadı. İşçiler olarak bunu bekliyoruz. Birileri çıkıp bu durumu izah etsin, özür dilesin.
Öte yandan ciğerimizi yakan bir başka elim hadisede M. Kemalpaşa daki maden kazasında ölen işçi arkadaşlarımızın durumudur. 19 arkadaşımız orada maalesef can verdiler. Başka ülkelerde olsa kıyamet kopacak olay ülkemizin yoğun gündeminde kaybolmak üzereyken, maden sahibinin gazetelere verdiği, ölen işçi başına 15.000 tl vereceğine dair ilanla yeniden gündeme geldi, acılarımız katlandı. Maden sahibine göre bir işçinin değeri 15.000 Tl imiş. Arkadaşlar mesele para değil, ancak bu ilanı veren şahsın zihniyetindeki işçiyi küçümseyen yaklaşımdadır.
Arkadaşlar hep beraber bu acı olayı takip ettik, hiç bu maden de şu sendika vardır denildi mi, bu işçilerimizin haklarını savunmak için sendika şunu yapıyor denildi mi? Hayır. Çünkü işçinin olduğu her yerde sendika olması gerekirken, bugün işçilerimizin çok önemli bir kısmı sendikadan mahrumdur. Sendikalar ise bizzat çalışma bakanınca çalışanlara sizin sırtınızdaki yüktür denilerek işçi ile sendikalar karşı karşıya getirilmek istenmektedir.
Sayın bakan, bakın Bük köyündeki madende sendika yok. Kötü olan sendika yok, peki iyi olan ne var?
O madende işçinin çalışma koşullarını, güvenliğini ve diğer özlük haklarını kim savunacak. İşverenin iki dudağında herhangi bir güvencesi olmayan örgütsüz işçimizin haklarını kim koruyacak?
Ama şimdi maden sahibinin 15000 TL vereceğim sözlerini eleştirdim ya, sayın Çalışma Bakanımızda malumunuz 5.000 TL vereceğini ifade etmemişmiydi.
Sayın Bakan ve Kıymetli işverenler sendika demek bütün işçilerin vücut bulduğu yer demektir. O nedenle bu ülkede her işyerinde sendikanın olmasını sağlamalıyız. Bu herkesin yararınadır. Bu nedenle tüm ülkeye çağrım şudur gelin bir işçi açılımı yapalım. |