TÜRKİYE'DE SENDİKALAR NASIL DOĞDU VE GELİŞTİ?
Türkiye'de sendikal hareket nasıl doğdu?
Türkiye'de işçi sınıfının doğuşu ve örgütlenmeye başlaması yaklaşık 100 yıllık bir geçmişe sahiptir.
Osmanlı İmparatorluğunun artık çökmeye başladığı 19. yüzyılın başında ilk fabrikalar kurulmaya başlandı. Ordunun gereksinimlerini karşılamak üzere 1835 yılında İstanbul'da Feshane, İzmit ve İslimiye'de Çuha fabrikaları kuruldu. 19. Yüzyılın sonuna doğru devlet fabrikalarının sayısı arttı.
İlk fabrikaların kurulmasını izleyen yıllarda ilk işçi hareketleri ve örgütlenmeleri de yavaş yavaş filizlenmeye başladı.
1870'li yıllarda çeşitli işçi dernekleri kuruldu. Ancak bunlar, işçi yardımlaşma sandıkları biçimindeydi. Bu tür derneklerin ilk bilinenlerinden Ameleperver Cemiyeti (İşçi Dostları Derneği) bir yardım sandığı biçimindeydi.
Tarihimizde bilinen ilk grev ise o günlerde adı Kasımpaşa Tersanesi olan Taşkızak Tersanesi'nde 1872 tarihinde gerçekleştirildi. Üç aydır ücretlerini alamayan işçiler grev sonucu istemlerini kabul ettirdiler.
İlk grev deneyiminden sonra Osmanlı İmparatorluğunda grevler giderek sıklaştı. O zamanlar greve "tatili eşgal" yani, "işlerin durdurulması" deniyordu.
Daha sonraları, demiryolları işçileri, Beykoz Deri ve Kundura Fabrikası işçileri, iskele hamalları, liman işçileri, Şirketi Hayriye (Denizyolları) işçileri, tütün işçileri, İstanbul mürettipleri grevler yaptı.
1879'da 500 kadar yapı işçisi greve çıktı. İstemleri, ücretlerinin artırılması ve iş saatlerinin kısaltılmasıydı. Bu grevin özelliği, ilk kez iş saatlerinin kısaltılması istemiyle grevin yapılmasıdır.
1890'larda Tophane Fabrikası işçileri ilk kez Osmanlı Amele Cemiyeti adlı bir dernek kurdular. Bu dernek bir yıl sonra kapatıldı.
1908 yılının Ağustos ve Eylül aylarında 30 grev yapıldı ama İttihat ve Terakki iktidarı tarafından kanla bastırıldı ve grevleri yasaklayan bir yasa çıkardı. Bu baskı yasasına rağmen işçilerin mücadelesi durmadı. Demiryolu, tütün, tramvay, deri, gazhane işçileri zaman zaman grevler gerçekleştirdi.
Bu yıllarda iş günü 14 saati geçiyor; kadın ve çocuk işçiler azgınca sömürülüyorlardı.
Osmanlı İmparatorluğu'nun 1. Dünya Savaşında Almanya ile birlikte yenilmesi üzerine ülke 1918'de işgal edildi. Ve Sevr anlaşmasıyla paylaşılmak istendi.
Kurtuluş savaşı yıllarında sendikal hareket ne yaptı?
Kurtuluş savaşı yıllarında işçiler, ülkelerinin savunulması için savaştı; işgal altındaki İstanbul'da askeri depolardan silahlar kaçırılarak Anadolu'ya götürülmesi için örgütlenirlerken grev silahını da işgalcilere karşı kullandılar.
1921-1922 yıllarında 1 Mayıs canlı bir biçimde kutlandı. 1919-1923 yılları arasında başlıca şu grev hareketleri yer alır: Tütün işçileri grevi, Kasımpaşa Tersanesi işçileri grevi, Tünel işçileri grevi, Tramvay işçileri grevi, Çatalca demiryolu işçileri grevi, Zonguldak maden işçileri grevi, Bomonti Bira Fabrikası işçileri grevi, İzmir incir toplama işçileri grevi, Aydın demiryolu işçileri grevi, İstanbul matbaa işçileri grevi.
Bu dönemde yapılan Şark Şimendiferleri (Demiryolları) işçilerinin grevi özel bir önem kazanır. Bu greve 1400 işçiden 1200'ü katıldı ve 10 gün sürdü. Grev istemlerinin başlıcaları şunlardı: İşgalcilerle işbirliği yapan hainlerin işten uzaklaştırılması, günlük iş süresinin 8 saate indirilmesi, ücretlerin artırılması, ücretli hafta tatili, iş kazalarına uğrayanlara tedavileri boyunca gündelik ödenmesi, işten atılan demiryolu makasçısının işine dönmesi.
Cumhuriyetin ilk yıllarında sendikal hareket nasıl bir gelişme izledi?
Emperyalist işgalcilerin ülkeden sürülüp atılması ardından 1923 yılında Osmanlı İmparatorluğunun külleri arasından Anadolu'da Türkiye Cumhuriyeti doğdu. Çağdaş dünya ve bilimle buluşma amacı doğrultusunda Cumhuriyetle birlikte çağdışı kurumlar olan tekke ve zaviyeler kapatıldı, hilafet kaldırıldı, laiklik ilkesi yaşama geçti, Latin harfleri benimsendi.
1924 yılında İzmir'de toplanan İktisat Kongresi'ne çoğunlukla tüccarlar, büyük toprak sahipleri, ağalar ve bir takım ufak sanayi işletmesi sahipleri çağrıldı. İşçi delegeleri arasında gerçek işçi çok azdı. İşçi delegesi diye gelenler arasında atölye çalıştıranları, eski bir vali ve imamlar vardı.
O güne kadar işçi sınıfının grevlerde öne sürdüğü istemler Kongrede bazı işçi delegelerinin önerisi olarak getirildi. Ancak istemler gerçekleştirmedi. İşçi önerilerinin başlıcaları şunlardı: 8 saatlik işgünü, 1 Mayıs'ın işçi bayramı olması, işçilere dernek kurma ve toplantı hakkı, toplu sözleşme yapma hakkı, bir iş yasasının çıkarılması, ücretli tatil.
1924 yılında Amele Teali Cemiyeti (İşçi Yükselme Derneği) kuruldu. Amele Teali'nin çatısı altında birden çok sendikal nitelikte örgüt toplanıyordu. Amele Teali, özellikle 1924-1926 yıllarında işçi eylemlerinde çok önemli bir rol oynadı. Bir çok grevi örgütledi ve destekledi. Amele Teali'nin çatısı altındaki üye sayısı 1925 yılı başlarında 30 bin işçiyi aşıyordu.
Hükümet 1925 başlarında Meclis'te iş yasası tasarısını gündemine aldı. Bu arada Amele Teali, 13 Şubat 1925 tarihinde 14 sendikadan 150 delege topladı. Toplantıda Amele Teali'nin bir iş yasası tasarısı hazırlaması kararlaştırıldı. Bunun için bir komisyon oluşturuldu. İş yasası tasarısı, 21 Şubat 1925 tarihinde toplanan "Büyük İşçi Kongresi"nde görüşüldü.
1 Mayısın işçi bayramı olarak yasayla tanınması, işçi sınıfının ve Amele Teali'nin en önemli istemleri arasında yer alıyordu. İşçi sınıfının bu uluslararası dayanışma gününü amacından saptırmak için, Hükümet tarafından 1 Mayıs'ı 1925'de "Bahar ve Çiçek Bayramı" diye ilan edildi.
1927 yılının 1 Mayıs'ında 2000'e yakın işçi işini terketti ve Amele Teali'nin binasında toplanarak 1 Mayıs'ı coşkuyla kutladı.
1927'nin sonlarında Amele Teali Cemiyeti "yasadışı bulunarak" kapatıldı. 150 etkin sendika üyesi ve derneğin yönetim kurulu tutuklandı. Dernek binasına el kondu. Örgüt dağıtıldı.
Ve bu yıllardan sonra uzun süre işçilerin örgütlenmesine olanak tanınmadı.
1936 yılında Türkiye'de ilk İş Yasası çıkartıldı. 3008 sayılı İş Yasası örgütlenmeyi ve toplu sözleşme hakkını içermiyor ve grevi yasaklıyordu. İlk kez işçi temsilciliği uygulamasını kapsayan yasa, çalışanlara güvenceler getirmiyordu.
1932 yılıda Faşist İtalyan Ceza Yasasından aktarılan 141 ve 142. maddeler sınıfsal örgütlenmelere şiddetli baskıların uygulanmasını öngörüyordu.
1938 yılında Cemiyetler Kanunu'nda yapılan değişiklikle sınıf esasına dayalı sendikalaşma ile işçi sınıfının siyasal örgütlenmesine yasaklar getiriyordu.
2. Dünya savaşı yılları ve sonrasında sendikal örgütlenme nasıldı?
2. Dünya Savaşının sürdüğü 1939-1945 yıllarında baskılar daha da yoğunlaştırıldı. Bu dönemde iş süreleri 14 saate çıkartılırken angarya uygulamaları yaygınlaştırıldı.
İkinci Dünya Savaşı 1945'de bittiğinde dünyada faşizm ezilmişti. Bu, uluslararası işçi sınıfının, dünyadaki ilerici güçlerin, tüm demokrasi cephesinin zaferiydi.
Dünya Savaşının sonunda yeryüzünde görülen önemli değişme Türkiye'de de etkisini duyurdu.
1946'da İşçi Sigortaları Kurumu ve Çalışma Bakanlığı kuruldu. Cemiyetler Kanunu yeniden değiştirildi. Bu yasadaki, sınıf esasına dayanan dernek kurma yasağı kaldırıldı. İşçiler artık kendi sınıflarının çıkarlarını savunmak için dernek kurabileceklerdi. 1947 yılında ilk kez sendikalar kanunu çıkarıldı. Bundan sonra işçiler hızla sendikalaşmaya başladılar. Ne var ki Sendikalar Kanunu, grevi ve toplu sözleşmeyi yasaklıyordu. Aynı dönemde sendikalaşan işçilere baskılar da arttı. Ancak bu ortamda da işçiler genel olarak işyeri düzeyinde örgütlenmeye ve bu örgütlenmelerini giderek bölgesel düzeyde genişletmeye başladılar.
Bölgesel düzeydeki bu örgütlenmeler kısa süre sonra ulusal düzeyde örgütlenmenin gerçekleştirilmesini zorunlu kıldı ve Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş) 1952 yılında kuruldu.
1960 sonrası sendikal örgütlenme nasıl gelişti?
1960 yılında askeri darbe ile Demokrat Parti iktidarının düşürülmesinden 1 yıl sonra 1961 yılında Anayasa halkoyuna sunuldu ve yürürlüğe girdi.
1963 yılında 274 ve 275 Sayılı yasalar çıkarıldı. Sendikalaşma, toplu sözleşme ve grev hakları bu iki yasada düzenlendi. İşçi sınıfı, sınırlı da olsa bu yasalarda yer alan örgütlenme ve eylem olanaklarını da kullanarak sendikal mücadelesini yükseltti.
Kısa süre içinde grev dalgası ülkeye yayılmaya başladı.
1961'in Aralık ayında, zamanın en büyük işçi mitingi İstanbul'da Saraçhane'de yapıldı. Bu mitinge 200 binden fazla işçi katıldı.
Bu dönemde sonra Türkiye işçi sınıfının tarihinde çok önemli dönüşümler yapan grevler uygulandı:
-1963 Kavel Kablo Fabrikası ve Bozkurt Mensucat grevleri,
-1965 Mannesmann grevi,
-1964 Ataş Rafinerisi grevi,
-1965 Kozlu (Zonguldak) kömür madeni işçilerinin direnişi,
-1966 Paşabahçe Şişe Cam Fabrikası işçilerinin grevi.
1966 yılında gerçekleştirilen Paşabahçe Şişe Cam Fabrikası grevi Türk-İş içinde tartışmaları yoğunlaştırdı. Grevi destekleyen sendikalar Türk-İş'ten ihraç edildiler. Bunun üzerine Türkiye Maden-İş Sendikası, Lastik-İş Sendikası, Gıda-İş Sendikası, Basın-İş Sendikası ve Zonguldak Yeraltı Maden İşçileri Sendikaları 13 Şubat 1967 tarihinde Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK)'nu kurdular. DİSK kurucuları; bir kuruluş bildirisi yayımlayarak; Türk-İş'in Amerikan yardımlarıyla ayakta duran bir kuruluş olduğunu, işçi sınıfına ihanet içinde bulunduğunu açıkladılar.
DİSK'in kurulması sendikal harekete yeni bir hız kazandırdı.
1970 yılında siyasal iktidarın; Sendikalar Yasasını değiştirmek istemesi, sendikal hak ve özgürlükleri baskı altına çalışması üzerine yüzbin işçi 15 ve 16 Haziran'da İstanbul ve İzmit'te büyük işçi hareketini gerçekleştirdi. 15-16 Haziran hareketi Türkiye işçi sınıfının artık "kendisi için sınıf" olma bilincine ulaştığının somut bir kanıtı olduğunu gösterdi.
12 Mart 1971 muhtırası sonrası yaşanan ara rejim döneminde sendikal hak ve özgürlükler kısıtlandı. Birçok işçi önderi ve sendikacı tutuklandı.
1973 yılında genel seçimler ardından sendikal hareket yeni bir boyut kazandı.
1976 yılının 16 Eylül'ünde Devlet Güvenlik Mahkemelerinin açılmak istenmesine karşı DİSK genel grevle yanıt verdi. Yasanın çıkışı günlerce süren eylemler sonucu engellendi.
1980 yıllarına doğru yönetime gelen bazı siyasal partilerin faşist örgütlenmeleri desteklemesiyle halka, işçilere, sendikacılara, aydınlara yönelik silahlı saldırılar ve toplu katliamlar büyük bir artış gösterdi.
Kahramanmaraş ve Çorum'da katliamlar düzenleyen faşistler, gazeteci Abdi İpekçi'yi, savcı Doğan Öz'ü yazar ve öğretim üyesi Tarık Zafer Tunaya'yı ve DİSK'in ilk Genel Başkanı ve Maden-İş Sendikası Başkanı Kemal Türkler'i ve daha birçok ilerici insanı ve yurttaşımızı alçakça katlettiler.
Ülkedeki kargaşayı engelleyebilecekken, askeri bir rejimin önünü açmaya çalışan General Evren ve arkadaşları 12 Eylül 1980'de ülke yönetimine "el koyarak", parlamentoyu, siyasal partileri, sendikaları, demokratik kuruluşları süngü zoruyla kapattılar ve Anayasa'yı "askıya" aldılar, 600 bine yakın insanı zindanlara kapattılar, işkencelerden geçirilmesine neden oldular..
1980 Askeri darbesi sendikal hakları nasıl yasakladı ve sindirildi?
1980 askeri darbe ile sendikal hareketteki gelişmeler engellendi. Bu dönemde binlerce sendikacı, sendika görevlisi ve öncü işçiler tutuklanırken, Türk-İş dışındaki konfederasyonlar ve üye sendikaları kapatıldı. Örgütlenme hakkına doğrudan yasak ve kısıtlamalar yanında toplu sözleşme hakkına kısıtlamalar getirildi. 1961 Anayasasının getirdiği özgürlükler ortamında çıkartılan 274 ve 275 sayılı yasalardaki kazanımların önemli bölümü bu ortamda yok edildi.
-Kıdem tazminatı hakkı sınırlandırıldı,
-Hak grevi yasaklandı,
-Grev yasaklarının kapsamı genişletildi,
-Sendikaların siyasal yaşama katılımları yasaklandı,
-Sendika yönetici olmaya kısıtlar getirildi.
12 Eylül'ün yarattığı baskı ortamıyla işçi ücretleri geriledi ve yoksullaşma süreci derinleşti.
Bahar Eylemleri sendikal tarihte nasıl bir dönüşüm sağladı?
1989 yılında artık yüzbinlerce işçi alanları, bulvarları, caddelerini doldurmaya; yoksulluğa kitlesel ve sürekli tepki göstermeye başladı. Tarihe, "Bahar Eylemleri" olarak geçen bu tepkiler sonucu, kamu kuruluşlarında ilk kez enflasyona endeksli ücret sistemi kabul ettirildi.
1991, 1993, 1995 ve 1997 yıllarında gerçekleştirilen kamu sektörü toplu sözleşme dönemlerinde de eylemler, tüm ülkeyi sarstı. Yüzbinlerce işçi hakları için büyük yürüyüşler gerçekleştirdi.
Ancak 1994 ve 1997 yılları toplu sözleşme döneminde yaşanan iki olayın bugün de unutulması olanaksızdır.
Bunlardan birincisi 1994 yılında alınan 5 Nisan kararlarının ardından, 12 Eylül 1994 tarihinde Türk-İş yönetiminin onayıyla Hükümetin ücret farklarını 6 ay ertelemesidir. Bu karara Harb-İş üyeleri yasal haklarını kullanarak karşı koydu ve suskunluğa tepki gösterdi.
İkincisi ise 1997 yılında iki sendika başkanının kamu toplu sözleşmeleri görüşmelerinin sürdüğü aşamada, diğer sektörlerdeki toplu sözleşme görüşmelerinin önüne kesmek amacıyla Hükümetle anlaşarak toplu sözleşmelerini bağıtlamalarıdır. Bunun sonucu sendikasızlaştırma aracı olan eşel mobil sistemi yaşama geçirilirken, düşük ücret zammına geçit verildi.
1993 yılından sonra günümüze gelinceye kadar sendikal harekette özelleştirmelere, sosyal güvenlik hakkının sınırlandırılması girişimlerine karşı yükselen tepkiler genişledi. Bu arada kamu emekçileri, grevli toplu sözleşmeli hakları için örgütlenme atağına geçerek Hükümetlerin dayatmalarını aşmak üzere kitlesel eylemler, protestolar gerçekleştirdiler.
Sorular Ana Menü |