Sendikamız Hakkında | Sendikacılık hakkında | Teşkilat  | Eğitim  |  TİS'ler  | Sağlık   | Güncel  

  Sendikacılık Hakkında

 

 

 Sivil toplum kuruluşları ve sendikalar siyasal yaşama neden katılmalıdır?

 

Bundan 10-15 yıl öncesine kadar hemen hemen tüm ülkelerde yurttaşların siyasal, toplumsal ve yönetsel sorumluluklara katılımı; çoğunlukla siyasal katılım örgütü olan partiler aracılığıyla, ülkenin oylama sistemine bağlı olarak gerçekleştirilmekteydi.

 

Ancak siyasal sistemi etkilemeyi ve kimi zaman değiştirmeyi, hatta dönüştürmeyi içeren bu katılımın yetersizliği ve tek boyutluluğu giderek açığa çıktı. Toplumsal sorunlara ya da gelişmelere karşı; örgütlü tutum geliştirmenin, siyasal partiler aracılığıyla gündeme getirilmesi yeterli olmaktan uzaklaştı. Kitle iletişim araçlarıyla küçülen dünyada yurttaşların siyasal yönetimi etkileme çabaları yeni araçları, yeni örgütlenme biçimlerini gündeme getirdi. Yani insanlar; süreci ya da olayları dönüştürmek için, ortak platformlara gereksinim duymaya başladı. Onlar için hemen hemen tüm toplumsal kesimlerini etkileyen bir sorunda; tek bir siyasal partinin veya akımın içinde kalmak zorunluluğu yoktu. Tepkilerini bir yurttaş olarak, siyasal kimliğini öne çıkarmadan koyabilmeliydi. Bunun için örgütlenmek gerekiyorsa örgütlenmeliydi. Toplumsal yaşamın "bir" alanını oluşturan siyasal yaşama katılım için "tek" araç siyasal parti olamazdı, olmamalıydı. Çünkü,  demokrasi yalnızca oylama düzenine indirgenecek basitlikte bir kavram değildi.

 

Sivil toplum örgütlerinin kamusal alanda rollerini geliştirmeye yönelmesi ve siyasal sistemi etkilemesi hatta zorlaması, işte bu koşullarda daha görünür olmaya başladı. Böylece yurttaşların yerel, ulusal ve uluslararası düzeyde örgütlenmeleriyle oluşan ve etkinlikleri üyelerinin toplu iradeleriyle belirlenen örgütlenmeler etkili olmaya başladı.

 

Bugün tüm dünyada demokratik siyasal sistemlerin kurumlaştırılması için sivil toplum örgütlerinin rolleri daha da artıyor. Yönetimler, siyasal örgütler, toplumsal örgütlenmelerin bu yöndeki gelişmelerine düne göre daha fazla değer vermek, dikkate almak zorunda kalıyor.

Artık Birleşmiş Milletler Örgütü'nün uluslararası sorunların belirlenmesi ve çözümlenmesi için düzenlediği konferansların hazırlık sürecine toplumsal örgütler etkin olarak katılıyor. Sivil toplum örgütlerinin görevi burada da sınırlı kalmıyor. Bu konferanslarda alınan kararların ülkeler düzeyinde gerçekleştirilmesi sürecine sivil toplum örgütleri de katılıyor ve Hükümetler üzerinde denetleyici rol oynuyorlar.

 

Tüm bu yönleriyle sivil toplum örgütleri uluslararası kuralların, yaptırımların ve denetim aygıtlarının oluşturulması yönünde çaba göstermeye ve sonuçta da yeni bir dinamik olmaya başladılar.

 

Böylece yalnızca ulusal düzeyde değil, uluslararası düzeyde de çözüm bekleyen birçok sorun daha geniş boyutlarıyla ele alınıyor. İşte bugün tüm dünyada sivil toplum örgütlerinin çözümlenmesi amacıyla etkinlik gösterdiği küreselleşen sorunlardan bir kaçı:

-İnsan hakları uygulamalarının denetlenmesi,

-Kadınlar haklarının geliştirilmesi,

-Dışlanmış, sosyal korunma kapsamına alınması gereken toplumsal grupların desteklenmesi,

-Eğitimlilik düzeyinin ve kalitesinin artması.

-Çevre sorunlarının çözümlenmesi için politik süreçlerin etkilenmesi,

-Barışın oluşturulması için savunma giderlerinin azaltılması.

Ancak giderek genişleyen etkinlikleri nedeniyle sivil toplum örgütlerinin toplumsal rolleri artık daha çok sorgulanmaya başlandı. Toplum örgütleri demokratik toplumsal yapının sıradan bir unsuru olmaktan çıkıyor ve bütünleyici temel bir unsuru oluyor. Bu durum siyasal karar alma mekanizmalarına katılım için de söz konusudur.

Sivil toplum örgütleri gerek merkezi, gerekse yerel düzeylerde, seçilmişlerden oluşmuş siyasal yapının sorumluluğundaki projelerin; etüd, karar oluşturma, uygulama ve denetleme süreçlerine katılıyorlar. Çünkü toplumsal sorunların kalıcı, dengeli ve sorunsuz biçimde çözümlenmesi, demokratik mekanizmaların yaratılmasıyla, yurttaşların katılımının artırılmasıyla olanaklıdır. Bu nedenle sivil toplum örgütleri sorunların çözümlenmesine yeni katılım biçimleri önermekte ve bu yönde toplumsal bir taraf olarak aktif bir rol üstlenmeye başlamaktadır.

 

Sivil toplum örgütlerinin kazandığı bu yeni rol; devlet-birey ilişkisinin yeniden sorgulanması sonucudur. Başka bir anlatımla bu katılım biçimi seçilmişlerden ve onların atadıklarından oluşmuş siyasal yapıların toplumsal sorunların çözümüne yetemediğinin bir göstergesidir.

 

Sendikalar etkinliklerini nasıl arttırabilir?

Türkiye, sivil toplum örgütlenmesinin yeterli genişlikte olmadığı bir ülkedir. Bunun nedeni demokratik kültürün yeterince gelişmemiş, geliştirilmemiş olmasıdır.

 

Demokratik toplum kurmak için örgütlenme bir zorunluluksa; demokratik kültürün gelişmesini sağlayacak, toplumsal programların gerçekleştirilmesi de bir zorunluluktur.

 

Bunun için sivil toplum örgütleri ve sendikalar hedefledikleri demokrasinin gerçekleşmesi için kendi demokratik yapılarını kurumlaştırarak üyeleri ile iletişimlerini her düzeyde geliştirmelidir.

 

Sendikalar, kendilerine biçilmiş rolleri değil, evrensel rollerine uyumlu rollere bağımlı bir yönelimi öne çıkartarak, siyasal ve toplumsal yaşamın her alanında etkinliklerini geliştirmelidir: Siyasal yaşamın yalnızca parlamento ve siyasal partiler olmadığını ve onlar olmaksızın siyasal yaşam içinde olunamayacağını bilerek...

BackProDraw Buttons Library's HomeNext