|
•
Dünya'da sendikal hareket nasıl doğdu ve Gelişti ?
• Sendikal hareket
kapitalizmin gelişmesine koşut olarak gelişti. Kendi emeği ile
geçinenlerin örgütlenme çabaları kapitalist toplumun tam
olgunlaşmadığı dönemlere kadar uzanır.
Dünya'da kapitalizmin ilk
ve en hızlı geliştiği ülke İngiltere'de 18. Yüzyılda ilk emekçi
örgütlenmeleri başladı. Bu ilk örgütlenmeler; dayanışma dernekleri,
yardımlaşma sandıkları biçiminde oluşturulan emekçi birlikleriydi.
O günlerde doğmakta olan
işçi sınıfının yaşama ve çalışma koşulları çok ağırdı. Günlük
çalışma süresi 14-16 saatti ve kimi zaman 18 saate çıkıyordu. İş
güvenliği yoktu. İş kazaları, meslek hastalıkları çok yaygındı.
Çalışanların makineleri kullanmaları için özel bir yeteneği olması
gerekmiyordu. Bu nedenle çok sayıda kadın, çocuk ve işçi kötü
koşullarda ve çok az ücret alarak çalışıyorlardı.
Bu ilk örgütlenmeler
işçilerin örgütlenme, dayanışma bilincini geliştirdi. Ancak
işçilerin örgütlenmeleri giderek kapitalistlerin önlem almasını
getirdi. Kapitalistlerin siyasal iktidarları işçilerin
örgütlenmelerini engellemek için yasalar çıkardılar.
1791'de Fransa'da,
1799'da İngiltere'de işçilerin birlik kurmalarını engelleyen yasalar
oluşturuldu.
İşçiler uzun mücadeleler
sonucu bu yasakların kaldırılmasını sağlayabildiler.
1824 yılında
İngiltere'de, 1884 yılında da Fransa'da sendikalar yasal olarak
tanındı.
Makine ile üretimin
yaygınlaşması işsiz kitlenin oluşmasını doğurdu. Topraktan koparak
kente gelen köylüler de bu işsiz kitleye katılınca, işsizler ordusu
sürekli büyüdü.
1810-1812 yıllarında
başta İngiltere olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde işçiler;
yoksulluğun, açlığın ve ezilmişliğin sorumlusu olarak makineleri
görerek onları kırmaya çalıştılar.
İşçiler bir süre sonra
makineleri kırmanın yanlışlığını gördüler. Çünkü makineleri kırmak
işsizliği önlemiyor, yoksulluğu gidermiyor ve sorunlarını
azaltmıyordu.
Artık yaşadıkları
sorunların kaynağı konusunda daha da bilinçleniyorlardı: Sömürünün
kaynağında kapitalistler vardı.
İşçi sınıfının sayıca
çoğalması, çok sayıda işçinin tek bir fabrika çatısı altında
toplanması sınıf bilincinin ortaya çıkmasını sağlıyordu. Aynı
güçlükleri, sorunları birlikte yaşayan işçiler birbirlerine
bağlanıyorlardı.
O dönemlerde ağır çalışma
ve yaşama koşullarına karşı çözüm yolu ararken kapitalistleri
zorlamanın gerekli olduğunu kavrarken; üretimin en önemli unsurunun
kendilerinin yani işçilerin olduğunu gördüler. İşte bu aşamada
işçiler grev denen eylem biçimini buldular. Ücretlerin artırmak,
insanca yaşama koşullarına kavuşmak için topluca işi durdurarak
işverenleri istemlerini kabul ettirmeye zorladılar.
1847 yılında ekonomik
bunalımın Fransa'yı karıştırması üzerine 1848 yılında halk
ayaklandı. Kralın tahtı yakıldı ve cumhuriyet ilan edildi. Devleti
tam anlamıyla ele geçiren kapitalistler, çalışma hakkını kabul
ederken işçilerin "Sosyal Cumhuriyet" istemlerine karşı çıktı. Bunun
üzerine Haziran 1848'de işçiler ayaklandı. Binlerce işçi
kapitalistlerin emrindeki düzenli ordu tarafından öldürüldü. Ve
tarihte ilk kez işçi sınıfı ile kapitalistler bu kadar kesin hatlar
üzerinde karşı karşıya geldiler.
İzleyen yıllarda Almanya,
İngiltere ve Fransa'da büyük işçi eylemleri yaşandı.
Tüm bu eylemlerde işçi
sınıfı bir bütün olarak kapitalistlere karşı çıkmak zorunda olduğunu
kavradı.
Artık karşı çıkış
yalnızca ekonomik iyileştirmeler için değil, siyasal amaçlara doğru
ilerliyordu.
28 Eylül 1864 tarihinde
Londra'da çeşitli ülkelerden gelen işçilerin katımıyla "Uluslararası
İşçi Derneği-1. Enternasyonal" kuruldu. Ve ilk kez 1.
Enternasyonal'le birlikte "Bütün Ülkelerin İşçileri Birleşiniz"
sloganı dünyada bayraklaşmaya başladı.
1. Enternasyonal'in
kurulması, işçi sınıfı hareketi için dönüm noktası oldu. 1.
Enternasyonal 1866 Cenevre Kongresinde 8 saatlik işgünü çağrısı
yaparken, 1869 yılında toplanan Basel Kongresinde sendikaların her
meslek ve işkolunda mutlaka örgütlenmesi, ülke çapında birleşerek
sendikal örgütlerin kurulması kararını aldı. 1. Enternasyonal 1876
Filadelfiya kongresinde feshedildi.
1 Mayıs nasıl doğdu?
18. yüzyılın sonları ile
19. yüzyılın başlarında Avrupa'da ve özellikle İngiltere'de sanayi
ve ticarette büyük gelişmeler yaşandı. Küçük atölyelerin ve
imalathanelerin yerine yüzlerce hatta binlerce işçinin çalıştığı
fabrikalar kuruldu. Böylece modern sanayi gelişimi başladı. Ancak
işçiler çok ağır koşullarda; gün doğumundan gün batımına kadar
çalışıyordu. Bu nedenle iş kazaları çoğalıyor, önlem alınmıyor kaza
geçiren işçiye hiçbir tazminat verilmiyor, ölen ya da yaralanan işçi
suçlu sayılıyordu.
Bu duruma sessiz kalmayan
işçi sınıfı Avrupa'da ve Amerika'da yoğun bir mücadele veriyordu.
Amerika'da iç savaş
sonrası ekonomi büyük sorunlar içine girmişti. Kapitalistler bu
sorunlarından kurtulmak için ucuz işgücü kullanmaya çalışıyordu ve
1874 yılında dört eyalette birden ücretlerin düşürülmesine karar
verdiler. İşçiler bu karara karşı direndi. 13 Ocak 1874 günü
düzenledikleri kitlesel bir toplantı polis tarafından bastırıldı.
Pek çok işçi yaralandı ve tutuklandı. Kısa bir süre sonra
Pensilvanya'da kömür işçileri de harekete geçti. Direniş kanlı
biçimde kırıldı, 10 işçi lideri asıldı, 14'ü zindanlara atıldı.
Bu arada Amerikan işçi
sınıfının kanı pahasına sürdürdüğü direniş sürerken kapitalistlerin
baskısı da yoğunlaşıyordu.
1877 yılında bütün
baskılara rağmen 8 saatlik işgünü isteyen ve ücretlerinin
düşürülmesini protesto eden işçiler eylemlerini doruğa ulaştırdı. Bu
eylemlerde demiryolu işçileri 12 ölü verdi. 1877 direnişi de kanlı
biçimde sona erdi. Ama işçi sınıfı örgütlenmesini sürdürdü.
1 Mayıs 1886 günü
Amerikan işçileri genel greve çıktı. 80 bin işçi sekiz saatlik
işgünü için direnişe geçti. 3 Mayıs'ta Şikago'da direnişçi işçilerin
üzerine ateş açıldı. Yüzlerce işçi çoluk çocuk demeden vuruldu,
hapse atıldı. Olayı protesto eden işçiler ertesi gün alanlardaydı.
Kalabalık dağılırken bir kışkırtıcının attığı bomba ortalığı
karıştırdı. Aynı anda polisler silahlarını ateşledi: Canlı ne varsa,
kadınlara, çocuklara, yaşlılara ve gençlere...
Olaylar sonunda Parsons,
Spies, Fischer ve Engel isimli dört işçi önderi idam edildi.
1888 Aralığında toplanan
Amerikan İşçi Federasyonu 8 saatlik işgünü elde edilinceye kadar,
her yıl 1 Mayıs'ta kitle gösterileri düzenleme kararı aldı. Aynı
aylarda birbirinden habersiz olarak Fransız ve Belçika İşçi
Sendikaları Konfederasyonları sekiz saatlik işgünü için savaşım
kararı alıyordu.
14-21 Temmuz 1889'da
Paris Kongresi ile kuruluşu gerçekleştirilen II. Enternasyonal, 1
Mayıs'ı işçi sınıfının uluslararası birlik ve dayanışma günü ilan
etti. 1890 yılından sonra 1 Mayıs'lar bütün ülkelerde uluslararası
işçi bayramı olarak kutlanmaya başlandı. Birçok ülkede 1 Mayıs tatil
günü olarak kabul edildi. 1919 yılında Uluslararası Çalışma
Örgütü'nün (ILO) kuruluş kongresinde 8 saatlik işgünü karara
bağlandı.
Bugün dünyanın hemen her
ülkesinde 1 Mayıs'lar artan bir coşku ve heyecan ile kutlanıyor.
8 Mart Dünya Emekçi
Kadınlar Günü nedir?
8 Mart 1857 tarihinde
Amerika'nın New York kentinde 40.000 dokuma işçisi insanca çalışma
koşulları istemiyle greve başladı. Ancak Amerikan polisi grevcilere
saldırdı. Saldırı sırasında çıkan yangında çoğu kadın 129 işçi can
verdi.
1910 yılında
Danimarka'nın Kopenhag kentinde 2. Enternasyonale bağlı ilerici
kadınlar toplantısında Alman Sosyal Demokrat Parti'nin önderlerinden
Clara Zetkin; 8 Mart 1857 tarihinde yangında ölen kadın işçiler
anısına 8 Martların Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kutlanması
önerisini getirdi ve öneri oybirliği ile kabul edildi. Sendikalar
yıllarca bu önemli günde kadına yönelik ayrımcılığı daha güçlü
olarak dile getirdi.
1975 yılında Dünya
Kadınlar Yılı'nı ilan eden Birleşmiş Milletler Örgütü, 16 Aralık
1977 tarihinde 8 Mart'ı tüm kadınlar için Dünya Kadınlar Günü olarak
kutlanmasını kararlaştırdı. İşte 8 Mart böylesi bir süreçle tüm
dünya kadınlarının, kutladığı enternasyonal bir güne dönüştü.
1857 yılında New York'lu
dokuma işçisi kadınların daha az çalışma süresi isteyerek
eşitsizliklere karşı sürdürdüğü insanca yaşam kavgası artık tüm
kıtalardaki kadınların ellerinde dalgalanan bir bayrak oldu.
20. Yüzyılda
sendikal hareket nasıl bir gelişme izledi?
20 yüzyıla girerken
kapitalizm yeni bir aşamaya girdi: Tekelci kapitalizm.
Tekelci kapitalizmle
birlikte işçi sınıfı üzerindeki sömürü daha da arttı. İşsizlerin
sayısı çoğaldı. Eski tip sömürgeciliğin yerini, yeni tip emperyalist
sömürgecilik aldı. Gelişmiş kapitalist ülkeler diğer ülkelere
sermaye yoluyla girerek egemenlik kurmaya başladılar.
Emperyalist ülkelerin
paylaşımı giderek sertleşti ve 1914 yılında 1. Dünya Savaşı'nın
doğmasına yol açtı. Bu aynı zamanda dünya pazarlarının paylaşımı
savaşı oldu. Avrupa'da işçi sendikaları bu paylaşım savaşına karşı
çıktılar.
Savaşın 1918'de bitmesi
ardından Avrupa sendikalarının istemleri doğrultusunda 1919 yılında
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) kuruldu. Yine sendikaların
çabaları sonucu "İşçi Hakları Bildirgesi" benimsendi. Bu Bildirgenin
temel ilkeleri şunlardı:
-Emek bir meta değildir,
-Sendikal örgütlenme
hakkının sağlanması,
-Yeterli bir yaşam
düzeyini koruyabilmek için elverişli ücret ödenmesi,
-Günlük 8, haftalık 48
saat çalışma süresi,
-Haftada en az 24 saat
dinlenme süresi,
-Çocuk yaşta işçi
çalıştırılmasının yasaklanması,
-Ülkede tüm işçilere eşit
davranılması,
-İşçileri korumayı
amaçlayan yasa hükümlerinin uygulanmasını sağlayacak denetim
sisteminin kurulması.
Böylece çalışma yaşamını
ilgilendiren konularda evrensel nitelikli sözleşmelerin
oluşturulması süreci başladı. Dünyada sendikal hareketinin
genişlemeye başladığı bu dönemi izleyen 1929 yılında tüm kapitalist
ülkelerde büyük bir ekonomik bunalım yaşandı.
Bu arada Almanya ve
İtalya'da tekelci sermayenin en kanlı, en baskıcı diktatörlüğü olan
faşizm tırmanmaya başladı. Almanya'da Hitler, İtalya'da Mussolini
iktidara geldiler. 1939 yılın da da 2. Dünya Savaşı başladı.
Savaş, 1945'te
Almanya'nın teslim olması ile sona erdi. İnsanlığın önünde yeni bir
ufuk belirdi. Bu aşamada sendikalar bir yandan toplumsal rollerini
genişletirken, çalışma koşullarının, örgütlenme hakkının evrensel
ilkeleri daha da belirginleşti. ILO bu konuda önemli bir işlev
gördü. ILO Konferanslarında kabul edilen sözleşmelere bağlı olarak
gerçekleştirilen yasal düzenlemeler, birçok ülkede istemlerin yaşama
geçirilmesini, çalışanların soluklanmasını sağladı.
Bu arada dünya
sendikaları uluslararası birlikler oluşturdular. 1945 yılında
Paris'te 56 ülkeden 64 milyon emekçi adına toplanan 272 sendikacı
Dünya Sendikalar Federasyonunu kurdu. Soğuk savaşın etkisi ile
Amerikan, İngiliz ve Hollanda sendikaları 1949 yılında Dünya
Sendikalar Federasyonu'ndan ayrılarak Uluslararası Özgür Sendikalar
Federasyonunu (UHSK) kurdular.
Bugün Dünya sendikal
hareketinin yaşadığı tüm olumlu gelişmelere rağmen, birçok ülkede
sendikal hak ve özgürlükler baskı altında tutuluyor ya da etkisiz
kılınmaya çalışılıyor. Sendikal hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği
ve evrensel kurallara ters uygulamaların yaşandığı bir ülke de ne
yazık ki Türkiye!...
   |